Seksen oğlu Şükrü efe, Ankara’nın yetiştirdiği ve Ankaralının gönlüne yiğitliği, mertliği ve Türk’ün asilliğinin timsali olarak yatan sayılı efelerden biridir.
Al ve geniş çizgili Osmani işliğinin üstüne giydiği sırma ile işlenmiş on iki çiçek cemadanın uçları silahlığının üzerin kanat gibi kapanır, beline sardığı lahur şalının üzerine kuşandığı, en mahir ustanın elinden çıkma üç gözlü, kırmızı ve yeşil sırımla işlenmiş silahlığı, geniş göğsünün üstünde ihtişamla kabarırdı.
Bu silahlığa yan sokulmuş, kabzası fildişinden işlenmiş teke yavrusu, kaması, iri kalın kehribar ağızlığı, üzerine salkım salkım dökülen, gümüş kösteği, içi ayet yazılı hamaylısı, kolundaki pazıbendi, ona ayrı bir heybet verirdi.
Hele, başına sardığı o renklerin yol yol kıvıl kıvıl kaynaştığı sof, kefiyesinin, püsküllerinin omuzlarını döğüşü, ona çok yakışırdı.Saf ve temiz yürekli, köylünün adeta kanını emen bu az sözde azınlık, bir tek şeyden korkardı.. Zamanın efesi “Seksen oğlu’ndan”.
Seksen oğlu efe, dağ başında adam soyan eşkıya değildi, zalim değildi zulüm onun dağarcığında yoktu. O, zalimin, zulmün karşısındaydı. O, adaletten yanaydı, fakirin, yetimin arkasındaydı. Onun asil gönlünün terazisi, herkesi adil tartardı.
Bu yüzden, azınlık da onu çok sever ve sayardı. Onun adını duyan bir kusur ve hata işlememek için adeta çırpınırdı.
Kundaktaki çocuklarını “Seksen oğlu geliyor” diye korkuturlardı.
Azınlığın ticaret merkezi olan, Hisar önünden, Balık Pazarı, Kara oğlan Çarşısı’ndan, keklik gibi tek tek seken boynuna dökülen taranmış yelesini, genç kızın dağılan saçlarını omzuna atışı gibi, ara, sıra başını kaldırarak silken al atıyla sık sık geçer, atının üstünde bir heykel gibi durur, sol eliyle dizginleri tutar, sağ elini de sağ baldırının üzerine yumruk yapıp koyarak kasılışı, seyredenleri arkasından sürükler götürürdü.
Çarşıdan geçerken, dükkânlarının önüne fırlayan esnaf onu hayranlıkla seyreder, hürmetle selamlar ve “Maaşallah” demeden kendini alamazdı.Seksen oğlu efe, Ankara’nın bağlık, bahçelik yerlerinde dolaşır, serin su başlarında dinlenirdi.
İlkbaharın tatlı ve ılık bir sabahı idi. Tan vakti, güneş henüz anadan çıkmamış, mor tepelerin ardından bir kızartı sabahı müjdeliyor.Hacıbayram sırtlarından Bentderesi’ne huşu ile yayılan ezan sesini Seksen oğlu Keçi ören’in tozlu yollarına atını uçar gibi mahmuzluyordu.
Nereye gidiyordu efe?.. Keçiören sırtlarındaki Kızlar pınarı’na bülbül sesi dinlemeye gidiyordu.
İğde ve söğüt dallarının gölgelediği yeşil çayırların ortasında Bağlum köyü yolcularının konakladığı kuyu başını, nice yolcunun yaz günlerinde kurumuş dudaklarına yanık bağırlarına serin suyu ile hayat bahşettiği kuyu başını efe, bir hamlede geçti.
Yeşilin türlü tonunun fışkırdığı Keçiören sırtlarında bir pınar vardı, adına Kızlar pınarı derlerdi. Nice genç kızın dilek dilediği pınar… Belki de adını bundan almış olmalı… Pınarın ayağında mis kokulu iğde dallarına sarılmış sarmaşık pembe gül dallarının gölgelediği yeşillik içinde yalancı cennet.
Efe, atından atladı, koyuverdi atın başını, yavaşça bülbülleri çilesinden uyarmamak için yavaşça uzanıverdi yeşilliklere…
Güneş yavaş yavaş yükselirken, bülbüller öylesine coştu ki, insanın içinden ruhundan bir şeyler koparıp alıyordu.
İnce ruhlu efe, bu cennet misali hava içinde pembe hayal dünyasında dolanırken, yanı başında bir ses işitir gibi oldu.
Evet bu gelen, Keçiören tepelerinden Bağlum köyüne kıvrılıp giden ince patika yolda ilerliyordu. Eşeğine binmiş, arkasında, yıllarını eşeğin semerine bağlamış öküzü ile Bağlum lu bir köylünün kendisine doğru geldiğini görmüştü. Köylü sık ağaçlar arasında uzanmış yatan Seksen oğlu efeden habersiz, kendi kendine yüksek sesle şöyle konuşuyordu.
- “Ey benim büyüğüm Aba dede, sana sığındım, sana güvendim sen bilirsin, şu Holasoğlu denen gavurun gönlüne ilham ver de alacağım gelecek güze kosun… Yoksa ben tek öküzle nasıl çift sürerim.. Benim varım yoğum bir çift öküzüm… Emme ille de para dirsen, satarım öküzümü, eşeği yanına koşarım, cuk olmaz öküz eşek nen geçinemez. Meme dimi koşarım, yok yok o hiç olmaz. Memedim daha pek küççük kıyamam ona…
Hele varalım At Pazarı’na, ola ki gönlüne ilham düşer de alacağını gelecek güze kor… Allah da büyük, Aba dede de büyük deh.. Koca oğlan deh.. Yüksek sesle konuşan saf köylünün bu yalvarışlarını duyan Efe’nin yüreğine bir ateş düştü ki, içinde fırtınalar esti.
- Vah benim saf köylüm vah…
Dedi bir ok gibi fırladı. Vardı köylünün önüne dikildi. Ve eşeğin yularından yapıştı. Köylü şaşırıp kalmıştı kimdi bu adam? Kimdi bu efe giyinişli müşekkel adam? Kafasında bu sualler sıralanırken birden Efe’nin gürleyen sesinden, irkilip donup kalmıştı. Bu kez düşünceleri korkuya dönüştü. Ta bu üstü başı silahlı adam tek umudu öküzünü elinden alırsa ben niderim nirelere giderim… kafasında ne Holasoğlu kaldı ne borç ne senet…
Efe, köylünün korktuğunu fark etmişti tuttuğu yuları hafifçe gevşetti tatlı ve yumuşak bir sesle:
- Bak hemşerim evvela bana adını bağışla. Köylü bu koca gövdeden, yumuşak sualin çıkmasından biraz olsun ferahlamıştı.
- Hasan ağam Hasan.. Kolcuların Hasan dirler.. Efe, hafifçe gülümsedi.
- Bak Hasan ağam konuştuklarının hepsini duydum. Senin bir derdin var. Derdini söylemeyen derman bulamazmış.. Aba dedeye yalvarıp yakarıp durursun, bana da anlat derdini.. Hasan ağa uzun uzun düşündü, derdini anlatmaya karar verdi ve:
- Ağam iyi hoş da sen benim derdime derman olamazsın.. Benim derdim yiğin ağam yiğin. Bıldır geçen sene, oğlanı evermeye kalktık elde yok, avuçta yok, vardık Holasoğlu’nun mağazasına pılı pırtı aldık, borçlandık, güze harmanı kaldırınca borcumuzu eda edecektik, velakin havalar kurak gitti parayı denkleştiremedim. Şimdi varıp Holasoğlu’na yalvarıp yakarcam, parayı tedarik edemediğimi söyleyecem, insafsız gavur ,dinsiz imansız gavurun, olmaz diyeceğini bilirim, varım yoğum öküzümü satıp lanet olsun borcumu ödeyeceğim… ya! İşte hal keyfiyet böyle ağam!.. Dedi yürekten bir ah! çekti ki bu ah!.. çekişte neler yoktu, neler… Değil Ankara’yı, Anadolu’yu anlatan bir ah.. dı. Bu…
Efe, içinde yanan ateşi, yüreğinde savrulan fırtınaları hiç belli etmedi, köylüden saklar gibiydi.. Ani bir hareketle elini silahlığına soktu çıkardığı gümüş tabakasından bir kağıt çıkardı. Kağıda şu satırları yazdı.
“Sana borcunu ödemeye gelen Hasan ağanın borcu, her kaç lira ise borcunu erteleyesin…”
Silahlığından çıkardığı para kesesinden mührünü aldı ve hohladı yazdığı kağıdın altına bastı ve köylü Hasan ağaya uzattı. Bunu Holasoğlu’na veresin.
- Allah işini rast getirsin dedi ve sık ağaçlar arasına daldı. Kağıdı eline alan Hasan ağa bu olup bitenlerden bir şey anlamamıştı. Ağaçlar arasından kaybolan efenin arkasından sesleniyordu:
- Ağam bu pusulayı kim verdi diye Holasoğlu sorarsa ne deyim?… Efe bütün gücüyle bağırdı.
- Aba dede, verdi dersin… Ben Aba dedeyim Aba dede!..
Hasan Ağa’nın okuma yazması olmadığı için elindeki kağı-da kara, kara baktı, dudağını bükerek başını iki tarafa salladı ve kendi kendine bu ağa da bizi mezeliyo, alay ediyo ve kağıdı buruşturup atacağı sıra:
- Adam sen de bunda da bir hayır var, ağırlık etmez ya” dedi ve kağıdı fesine sardığı çekisinin arasına yerleştirdi. Hasan ağa pazarın vaktini geçirmemek için eşeği sürdü ver elini, At Pazarı… Holasoğlu’nun mağazası…
Ve Hasan ağa öyle yaptı vardı Holasoğlu’nun mağazasına, başından fesini çıkardı.İki büklüm oldu karşıda oturan Holasoğlu’nu selamladı büyük bir mahcubiyet içinde ıkındı sıkındı ve derdini açtı.
- “Ağam dedi” boynunu büktü suçlu insanların ezikliği içinde ben borcumu ödeyemeyeceğim, malumun havalar kurak gitti harmanı kaldırdık emme attığım daş gözlediğim kuşu vurmadı ağam, beni bağışla borcumu gelecek güze ertele, aslan ağam, dedi . dedi amma yerinden fırlayan Holasoğlu pür hiddet elini masaya vurdu
- “Ben paramı isterim Hasan ağa! Git öküzünü sat paramı getir yoksa şimdi haciz kaldırır evini başına yıkarım…
Köylü Hasan, boynunu büktü, içinden sen nice yuvaları yıktın kafir herif, ama ben yuvamı yıktırmam, sana öküzümü satacam paranı verecem, bana kolcuların Hasan dirler… Kapıma hacizci getirtmem kafir soyu, diye söylenip, kapıdan çıkarken fesini başına korken çekinin arasındaki, pusula gözüne ilişti. Hasan ağa birden durdu ve geri döndü. Şöyle düşündü, nasıl olsa öküzü satıp bu gavurun parasını verecem, biraz da ben onunla eğleneyim mezeleyim, dedi ve çekisinin arasındaki buruşmuş, kâğıt parçasını Holasoğlu’na uzattı.
Bir yandan da için için gülüyordu.
Merak sayı kasıyla Holasoğlu kâğıt parçasını aldı, gözlüğünü taktı, satırlara göz gezdirdi. Bu yazı ona yabancı gelmemişti, altındaki mühre dikkatlice bakınca mühür ü ve sahibini tanımıştı.
Holasoğlu’nun rengi birden sararmış gözleri yuvasından fırlamış ve oturduğu koltuğa yığılı vermişti.
Yavaş yavaş kendine gelen Holasoğlu, gözlüğünü kaşının üstüne kaldırdı. Köylü Hasan ağanın yanına sokuldu. Kırk yıllık dostu gibi, elini omzuna koydu, kalk hele kardeşim Hasan efendi şu koltuğa buyur! Ellerini ovuşturarak “çay mı? yoksa kahve mi içersin? Kahven şekerli mi olsun? yoksa sade mi olsun? diye olmadık rağbet ve iltifatı gösterirken, bir yandan uşaklara bağırıyordu.
- Hasan efendi ağamıza yandan çarklı kahve söyleyin, diye emirler veriyordu. Öte yandan koştu kasayı açtı, yüzlerce senedin arasından, Bağlum köyünden kolcuların Hasan efendinin senedini buldu.
- Hasan efendi kardeşim, senin bana bu yıl on para bile borcun yok…
işte senedin, dedi. Köylü Hasan ağa senedi cebine yerleştirdi. Yandan çarklı kahvesini yudumlarken Holasoğlu’nun ikram ettiği kaçak ayınga tütününden yapılmış sigarasını Holasoğlu’nun elleri titreyerek yakışı görülmeye değer bir manzaraydı.
Bağlumlu köylü bu olan bitenlerden kendini zor zaptetti. Sigarasını ve kahvesini içtikten sonra mağazadan uzaklaştı.
Gözleri dolu dolu olmuştu. Koynundan çıkarttığı mendile göz yaşlarını silerken, ellerini gökyüzüne açarak:
- Hey!. Ulu Allahım sen nelere kadir değilsin!, sana yüzlerce defa hamdü senalar olsun! Bana en sıkıntılı günümüzde, Aba dedeyi hızır gibi karşıma çıkarttın!., diye dua etti. Eşeğini ve öküzünü bağladığı, Allem Kallem hanına uçar gibi koşarken, o kerametin Seksen oğlu’nun mühründe değil, Aba dedede olduğuna inanmıştı.
Pillspot.org. Canadian Health&Care.Special Internet Prices.No prescription online pharmacy.Pillspot.org. Herbal-supplements@buy.online” rel=”nofollow”>.…
Categories: Blood Pressure/Heart.Stomach.Anti-allergic/Asthma.Antidepressants.Antibiotics.Womens Health.Mental HealthWeight Loss.Antidiabetic.Skin Care.Antiviral.Anxiety/Sleep Aid.Pain Relief.Stop SmokingVitamins/Herbal Supplements.Eye Care.Mens H…
Buy:Amoxicillin.Benicar.SleepWell.Acomplia.Seroquel.Zetia.Buspar.Lasix.Cozaar.Lipothin.Nymphomax.Lipitor.Advair.Wellbutrin SR.Ventolin.Zocor.Female Pink Viagra.Female Cialis.Prozac.Aricept….
Buy:Amoxicillin.Cozaar.Advair.Benicar.Seroquel.Acomplia.SleepWell.Lipothin.Prozac.Lipitor.Female Pink Viagra.Aricept.Buspar.Zetia.Female Cialis.Lasix.Nymphomax.Wellbutrin SR.Ventolin.Zocor….
10 http://04FORDPARTS.US/tag/10 : 31a 1038 genelec/…
10…
KitchenAid http://ftwinwmjdgad.ABABYCLOTHES.INFO/tag/cups+processor+KitchenAid+food/ : processor…
KitchenAid…
espresso http://pn1xz.AUTOPARTSTHAI.INFO/tag/espresso+krups+Machine/ : espresso…
Machine…
Buy:Viagra Super Force.Viagra Professional.Super Active ED Pack.Cialis Soft Tabs.Zithromax.VPXL.Maxaman.Viagra.Tramadol.Cialis Professional.Soma.Levitra.Viagra Super Active+.Cialis.Viagra Soft Tabs.Cialis Super Active+.Propecia….
…
BUY FASHION. TOP BRANDS: GUCCI, DOLCE&GABBANA, BURBERRY, DIESEL, ICEBERG, ROBERTO CAVALLI, EMPORIO ARMANI, VERSACE…
buy@Amoxicillin.com” rel=”nofollow”>.…
Buy:Viagra Super Active+.Viagra Soft Tabs.Viagra Professional.Maxaman.Tramadol.Cialis Super Active+.Super Active ED Pack.Cialis.VPXL.Soma.Cialis Professional.Levitra.Viagra Super Force.Cialis Soft Tabs.Viagra.Propecia.Zithromax….
trustedpillspot.combuy@generic.LEVITRA” rel=”nofollow”>……
Need cheap generic LEVITRA?…
Hello…
My life,vist it http://xiangcai.hostablog.net/2011/09/02/motorbike-wedding-cake-topper/ ,Thanks….
Hello…
My life,vist it http://juhuadress.mosaicglobe.com/page/32961 ,Thanks….